O gazeteciler kapıştı!.. Yazıların içeriği: Kim kripto, kim değil?..

O gazeteciler kapıştı!.. Yazıların içeriği: Kim kripto, kim değil?..

Gazeteci Cem Küçük Türkiye Gazetesindeki köşesinde medya ilişkilerini ele aldığı iddialarla dolu bir yazı kaleme aldı.
FETÖ’cü Karşı gazetesindeki kriptoları tanıyalım

Kaç gündür Sözcü gazetesinin 17-25 Aralık’tan başlayarak 15 Temmuz’a kadar FETÖ’ye bilerek ve isteyerek nasıl destek verdiklerini örnekleriyle anlatıyoruz. Neredeyse bütün Sözcü yazarları bilerek ve isteyerek FETÖ’ye yardım ve yataklık etmişler. Savcılarımız ikinci iddianameyle her şeyi mükemmel şekilde izah etmişler.
Yazdıklarımıza, söylediklerimize cevap veremeyen Sözcü yazarları sadece iftira atıyorlar. Kendilerini kurtarmak için her yalana başvuruyorlar. Soner Yalçın da bunlardan biri. 17-25 Aralık’ta kendisi ve Amerika’daki emir erinin FETÖ tapelerine nasıl destek çıktıklarını ve Tayyip Erdoğan’ı devirmek için yazdıkları yazılardan örnekleri buradan çok verdim. İşin bir de FETÖ’nün Karşı gazetesi kısmı var. Nasıl mı? Anlatalım…
FETÖ 17-25 Aralık’ta elindeki tapeleri ve bilgileri sadece Zaman, Bugün, Kanaltürk vb’de kullanamazdı, çünkü bunlar aleni FETÖ kanallarıydı. O dönem Sözcü, Hürriyet, Habertürk tamamen FETÖ yanlısı yayınlar yaptılar. Elbette FETÖ’cü olmayan, Atatürkçü, solcu, sosyalist, komünist görünümlü gazete ve TV’lere de ihtiyaç vardı. İşte onlardan biri Karşı gazetesiydi. Tanıtımını 20 Ocak 2014 tarihinde Odatv’den çıkan metinden okuyalım:
“Eren Erdem’in Genel Yayın Yönetmeni olduğu Karşı gazetesi Türkiye’nin tanınmış gazeteci ve yazarlarını bünyesinde buluşturdu. Daha çıkmadan konuşulmaya başlayan yeni gazetenin yönetiminde Erdem’le birlikte Mehmet Bozkurt ve Kutlu Esendemir’in de olduğu öğrenildi. Karşı’nın yazı işleri müdürlüğü görevini ise Oğuzhan Beyaz üstlendi. ‘Yalana Karşı Gerçeğin Gazetesi’ sloganıyla yayın hayatına başlayacak Karşı Gazetesi, 9 Şubat Pazar günü okurlarıyla buluşacak.”
Hımm, peki bu gazetenin yazarları kimmiş, onu da 23 Ocak 2014’de Odatv’de çıkan haberden özetleyerek verelim:
“27 yıldır gazetecilik yapan deneyimli kalem Serdar Akinan, CNN Türk’te editörlük görevini sürdüren Ahu Özyurt, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Abdüllatif Şener, İhsan Eliaçık, oyuncu Levent Üzümcü, oyuncu Şebnem Sönmez, televizyoncu Sevim Gözay…” Böyle devam ediyor.
Ocak 2015 tarihinde o zamanlar Ahaber’de program yapan Mehmet Ali Önel, Deşifre programında Karşı gazetesinin sahibi Turan Ababey’le bir söyleşi yaptı. Ababey ne demişti, hatırlayalım:
“Tapeler cemaatin bir şirketinden geliyordu. MİT tırlarıyla ilgili görüntüler ilk bize geliyordu. Soruşturmalar, kasetler her şey geliyordu. Bütün tapeler cemaatin bir şirketine geliyordu oradan da bize geliyordu. Tır dolusu kâğıdımı Taraf gazetesi zimmetime geçirdi. Sıkıştığım zaman gazeteyi Zaman gazetesi basıyordu. Gülen ile ilgili açıklamalarımı sözde özgür basın yayınlamadı.”
Yani Karşı gazetesini kuran Turan Ababey kendi yayın organının arkasında FETÖ’cüler olduğunu söylüyor. Nitekim Karşı gazetesinin yöneticileri FETÖ’cü olmamakla beraber bilerek ve isteyerek FETÖ’ye yardım ve yataklıktan yargılanıyorlar. Alaaddin Akkaşoğlu, Mehmet Aydoğmuş, Onur Kala, Murat Kazancı ve Emrah Direk’in, “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor. Kutlu Esendemir’in “silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapsi isteniyor. Gazetenin sahibi Turan Ababey, Emre Erciş ve Mehmet Bozkurt’a “silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan ceza verilmemesi talep ediliyor.
En son olarak da Karşı gazetesi hakkında yakalama kararı bulunan Onur Kala 1 Kasım 2018’de tutuklandı. Onur Kala’nın, ByLock kullanıcısı olduğu ve ‘onyediyirmibes’ adlı internet sitesinin isim hakkını satın aldığı ifade edilmişti.
Peki Karşı gazetesinde mesela Barış Terkoğlu neler yapmıştı, delilli ortaya koyalım. 17 Mart 2014’de şu yazısı manşetten girdi: “17 Aralık savcısı: Yargılanacaklar.”
Nitekim Terkoğlu bu yazıyı Twitter adresinden paylaşmış. Açıkça Terkoğlu FETÖ’yü tutmuş ve Can Dündar’ın Cumhuriyet’te yaptığı gibi Celal Kara’nın propagandasını yapmış. İllegal FETÖ tapelerini meşrulaştırmış.
Yetmemiş aynı Terkoğlu 4 Mart 2014’de “Tape tape kullan” başlıklı yazıyla FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım etmiş. “Utanmadın mı Aydınlar?” yazısında da Bilal Erdoğan’a “postacı Bilal” diye utanmadan FETÖ ağzıyla lakap takmış.
Saymakla bitmez. Terkoğlu’nun adaşı Barış Pehlivan da boş durur mu? O da 9 Şubat 2014’te aslında ikrarda bulunmuş. Yani FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım etmiş ve şöyle Tweet atmış:
“Karşı’nın sürmanşetindeki MİT raporunu bize cemaat verdi, Nasıl’ı Karşı’da…”
Hepsinin delillerini de ekte göreceksiniz.
Peki bu iki Barış’ı, Serdar Akinan’ı Karşı’ya yerleştiren kim? Soner Yalçın. İşte ikinci Karşı gazetesi iddianamesinde bunların hepsini göreceğiz. Her şey ortada, delilli, ispatlı.
Herkese iftira atan Odatv çetesinin başı ve üyeleri FETÖ’cü olmamakla beraber bilerek ve isteyerek FETÖ’ye yardım etmişler. Zaten FETÖ’cü Karşı gazetesinde yazmaları da bunun en net delili. Gazetenin yayın yönetmeni Eren Erdem şu an cezaevinde. İşte 17-25 Aralık’ta sırf Tayyip Erdoğan’ı devirmek için FETÖ’nün Odatv elemanlarını nasıl kullandığı bariz. Başka söze gerek yok.

***

Soner Yalçın: Bakan Soylu ile sık sık görüştüğünü söyleyen Cem Küçük niye ‘Bu dosya işi nedir’ diye sormuyor? diye bir yazı yazdı.

“FETÖ gündemden düşsün’ diye sürekli gereksiz polemik çıkarıyorlar, yemezler”

Sözcü yazarı Soner Yalçın, “2017-2018 sezonu hem Ekrem gibi yurt dışına kaçmış azılı Fetullahçı teröristler için hem de Soner Yalçın çetesi için final sezonu olacak” diyen Türkiye yazarı Cem Küçük’e tepki gösterdi. “Çıkarsınız dersiniz ki; ‘Hakan Şükür’ü tanımam, facebook mesajları bana ait değildir, Burcu Bak adlı kadın kim bilmem” diyen Yalçın, sözlerinin devamında “Bakan Soylu ile sık sık görüştüğünü söyleyen Cem Küçük niye sormuyor; ‘bu dosya işi nedir’ diye. Sanırım hassas bir yere ayak bastık” ifadesini kullandı.

Yalçın, darbe girişimi sonrası hakkında “FETÖ üyeliği” suçlamasıyla soruşturma başlatılan eski AKP İstanbul Milletvekili Hakan Şükür ile gazeteci Cem Küçük’ün mesajlaşmasını içeren dosyanın, ‘hacker’lar tarafından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sunulduğu iddiasını okurları ile paylaşmıştı. “Bu mesajlaşma doğru mu?” diye soran Yalçın, sözlerine “Bu dosyadaki bilgiler gerçek mi, yoksa yeni bir kumpasla mı karşı karşıyayız? Öyle ise Erdoğan’ı birileri yanılttı mı?” diye devam etmişti.

Soner Yalçın’ın “Hangi gazetecilik” başlığıyla yayımlanan (23 Ağustos 2017) yazısı şöyle:

Rahmetli Ünal İnanç, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra açılan sıkıyönetim davalarının çoğunu izlerdi. Polis-adliye muhabirlerinin duayeni idi. “Baba” derdik!
“Erbakan” kitabını yazarken, MSP ve Akıncılar iddianamesini ondan almıştım.
“Reis” kitabını yazarken, MHP iddianamesini Doğan Yurdakul’la birlikte ondan almıştık.
Ana davaları izleyen başarılı muhabirler vardı.
O dönem Cumhuriyet gazetesinin sıkı takipçisiydim. Halil Nebiler, Ali Tevfik Berber, Deniz Teztel ilk aklıma gelen gazeteciler…
Ankara’daki gazetecilerden Adnan Gerger ile Adnan Keskin’i anımsıyorum.
Hiçbir duruşmayı kaçırmayan bu muhabirlerin haberlerini okuduğunuzda davalar hakkında detaylı bilgilere sahip olurdunuz.
Ya bugün?
Türkiye tarihinin en önemli davası görülüyor: FETÖ.
FETÖ darbe duruşmalarını kim takip ediyor?
Müyesser Yıldız dışında aklıma gazeteci gelmiyor!
Dün telefon açıp sordum; “FETÖ ana dava duruşmasını hangi gazeteciler takip ediyor?”
Güldü, “ajans dışında gelen yok” dedi.
Müyesser Yıldız’ın Odatv’de yazdığı haberler olmasa FETÖ davası hakkında hiçbir bilgimiz olmayacak.
Böyle önemli davalar için deneyimli-bilgili gazeteciler şarttır. Öyle ki… Bu muhabirler duruşmada yakaladıkları haberler ile hakimlerin gözünden kaçan ayrıntıları ortaya çıkarır!
Yıllarca haber merkezlerinde yöneticilik yaptım; tecrübe kazanmaları için genç muhabirleri duruşma izlemeye gönderirdik.
Bugün gazetecilik medya plazalara sıkıştırıldı.
Adliye muhabirliği -birkaç muhabir dışında- polisten ve savcıdan dosya almayla sınırlandırıldı. Duruşma takip eden yok.
Bunun yerine, tv’de ya da köşe yazısında -içinde hiçbir bilgi kırıntısı olmayan- FETÖ ahkamı kesiliyor!
Gazetecilik demek… Ağzı laf yapmak, kalemi kıvrak olmak anlamına geliyor artık! Yazık.
Meslek ölüyor…

Aralıksız küfür ettiler

Geçen hafta bu köşede…
Erdoğan’ın, Enis Berberoğlu ile ilgili söylediği, “Bu içeride olan zat ile alakalı Kılıçdaroğlu’nun bağlantısı çıkarsa şaşmayın” sözlerinin kaynağının ne olabileceğ iüzerine yazı yazdım.
“Erdoğan’ın elinin altında dosya mı var” diye sordum. Çünkü…
İddiaya göre İstanbul’daki hackerlar, Melih Gökçek’ten kimi CHP milletvekillerine kadar onlarca kişinin facebook messenger şifresini kırıp “dosya” haline getirerek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya iletmişlerdi.
“Dosya”, FETÖ’nün kimi faaliyetlerini gözler önüne seriyordu.
Emniyet istihbarat birimi “dosyanın” kumpas olabileceğini ileri sürmüş ve “dosyayı” beklemeye almıştı! Fakat…
Yine iddiaya göre, “dosya” Berat Albayrak’a ulaştırılınca konu ciddiyetle ele alınmıştı. “Dosyada” FETÖ’nün Ahmet Uğur, Mehmet Pehlivan, Ahmet Güneş, Hayri Toprak, İlhan Taner, Canip Yiğit, Ahmet Gençer gibi “imamların” siyasi ilişkiler ağı vardı!
FETÖ kumpaslarından canı yanan gazeteci olarak temkinli davrandım. “Bu dosyadaki bilgiler gerçek mi, yoksa yeni bir kumpasla mı karşı karşıyayız?” diye sordum.
Sonra ne oldu dersiniz?
Hakan Şükür ile görüşmesi “dosyada” bulunan -sözde gazeteci- Cem Küçük gece gündüz bana saldırmaya başladı.
Işıkçıların Türkiye gazetesi…
Gökçeklerin Beyaz televizyonu…
Aralıksız bana küfür etti/ediyorlar.
Oysa.
Çıkarsınız dersiniz ki; “Hakan Şükür’ü tanımam, facebook mesajları bana ait değildir, Burcu Bak adlı kadın kim bilmem!”
Yani. “Dosyanın” aydınlanması için uğraş verirsiniz. Hayır öyle yapmıyorlar. Geçen haftayı sadece bana saldırarak geçirdiler.
İttifak halinde saldırıya geçmeleri tuhaf değil mi? Bu kadar kızgınlık niye?
Bakan Soylu ile sık sık görüştüğünü söyleyen Cem Küçük niye sormuyor; “bu dosya işi nedir” diye!
Sanırım hassas bir yere ayak bastık…

“O kadar ‘küçük’ değil”

Dedim ki…
“Dosya gerçek ise yer yerinden oynayacak!”
Tam bir hafta geçti…
Gördüğüm şu:
Cem Küçük “dosyayı” kendiyle sınırlı tutmak için var gücüyle çabalıyor. Konuyu başka platforma çekmek istiyor!
Nihayetinde Cem Küçük’e FETÖ desteği gelmez mi? Hakkında “hiç sevmeyiz” diye video hazırlayıp sosyal medyaya verdiler! Bingo! Demek bu derece panik durumdalar.
Cem Küçük’ün devlet bağlantıları üzerinden “dosya” konusunu bulanıklaştırmak istiyorlar.
Mesele Cem Küçük değil…
Mesele o kadar küçük değil yani…
Cem Küçük FETÖ’cü Mehmet Baransu ağzıyla “Soner Yalçın’a gazeteciliği bıraktıracağım” gibi tehditler savuruyor.
Bu tuzaklara düşmeyecek kadar gazetecilik tecrübem var.
Ben hakikati arıyorum. Bu “dosya” gerçek mi, kumpas mı?
Yine yazıyorum:
Eğer bu facebook gizli mesajları kumpas değil ise ByLock gibi yer yerinden oynayacak demektir.
FETÖ ile kimler irtibatlı ise -AKP’liler ve CHP’liler dahil- ortaya serilmelidir.
Gazetecilere düşen görev, devleti-ülkeyi bir ahtapot gibi saran FETÖ’yü ortaya çıkarmaktır.
Dikkat ediniz:
Hangi gazeteci bu konuda araştırma yapıyorsa o hedef haline getiriliyor.
“FETÖ gündemden düşsün” diye sürekli gereksiz polemik çıkarıyorlar. Yemezler.

Sadece paylaşmak için...Share on Facebook
Facebook
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin
Share on Tumblr
Tumblr
Email this to someone
email
Print this page
Print

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*