İstanbul'un hangi taşını kaldırsak altından müzik çıkıyor

İstanbul’un hangi taşını kaldırsak altından müzik çıkıyor

‘Arka Oda Toplantıları’ kapsamında İAE tarafından düzenlenen ‘İstanbul Mevlevihanelerinde Müzik’ başlıklı programda İstanbul’daki mevlevihanelerden yetişen veya yolu mevlevihanelerden geçen müzik insanları konuşuldu Refik Hakan Talu: ‘Bu İstanbul’un hangi taşını kaldırsak altından müzikle ilgili bir konu çıkıyor. Bence dünyada yanında müzik kelimesinin en çok yakıştığı şehir İstanbul. İstanbul’a çok yakışıyor müzik’



İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün (İAE) İstanbul araştırmalarına farklı bir boyut kazandırmak amacıyla düzenlediği “Arka Oda Toplantıları”, TRT İstanbul Radyosu ve tambur sanatçısı Refik Hakan Talu’nun “İstanbul Mevlevihanelerinde Müzik” başlıklı sunumuyla başladı. İAE’nin yeni birimi olan İstanbul ve Müzik Araştırma Programı’nın (İMAP) koordinatörü, müzisyen ve araştırmacı Derya Türkan’ın yönettiği programda, İstanbul’daki mevlevihanelerden yetişen veya yolu mevlevihanelerden geçen müzik insanları konuşuldu.



İstanbul’un müzikle yaşayan bir şehir olduğunu anlatan Talu, “Bu İstanbul’un hangi taşını kaldırsak altından müzikle ilgili bir konu çıkıyor. Bence dünyada yanında müzik kelimesinin en çok yakıştığı şehir İstanbul. İstanbul’a çok yakışıyor müzik.” diye konuştu.





İstanbul’un fethinden sonra kurulan Galata, Yenikapı, Beşiktaş, Bahariye, Kasımpaşa ve Üsküdar mevlevihanelerine ve buralarda yetişen meşhur bestekarlara ilişkin bilgi veren Talu, Buhurizade Mustafa Itri, Nay-i Osman Dede, Dede Efendi, Zekai Dede, Hacı Arif Bey, Tamburi Cemil Bey gibi zirve isimlerin de İstanbul’da yaşadıklarını söyledi.



Fetihten sonra mevlevilerin İstanbul’a nasıl geldiklerini anlatan Talu, şöyle devam etti: “Nereden geldiklerini tam olarak bilemiyoruz. Büyük ihtimal Afyon, Kütahya ve Edirne’den geldiler çünkü onlar daha önce açılmış. İstanbul’a geliyorlar, bir yere yerleşmeleri lazım. Fatih Sultan Mehmed onları Bizans’tan kalan ve zaviye yapılan bir kiliseye bugünkü Saraçhane başındaki Kalenderhane Camisine yerleştirmiş. Ama bunların kim oldukları mıtrıpları, şeyhleri, semazenler,semazen başları hakkında bilgimiz yok. Bir vakfiyesi var orada Cuma günleri sema yapılması, bir tahsisat bir para ayırmışlar onun verilmesi gibi konular var. Demek ki burada bir sema yapılmış o zaman.”


İkinci Beyazıt zamanında 1491 yılında İstanbul’un ilk mevlevi tekkesi olan Kulekapısı Mevlevihanesi yani Galata Mevlevihanesi’nin İskender Paşa’nın av köşkünde Divane Mehmed Çelebi’nin talebi üzerine kurulduğunu ifade eden Talu, şunları kaydetti: “Yüz sene sonra 1591 yılında o günden bugüne kadar hangi kurum kurulmuşsa müzik adına hepsinden daha önemli olan Yenikapı Mevlevihanesi kuruluyor. İlk şeyhi Kemal Ahmed Dede, mevlevihaneyi kuran da Malkoç Mehmed Efendi. Beşiktaş mevlevihanesi 1620 veya 1621 yılında bugünkü Çırağan Sarayı’nın olduğu yerde kuruluyor. Birkaç defa yer değiştirdikten sonra Eyüp Bahariye’deki şu anki yerine taşınıyor. Kasımpaşa mevlevihanesi ise 1630 yılında bugün Sururi ilkokulunun olduğu yerde kuruluyor. Son mevlevihane ise Galata’dan ayrılan Numan Halil Dede’nin Üsküdar’daki evini mevlevihane yapmasıyla kuruluyor. Türk güzel sanatlarının neresinden tutulsa üstünden bir Mevlevi külahının çıktığını söyleyen Talu, “Mevlevi müzisyenlerin çok meraklı insanlar.” dedi.



Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Tarikat olarak Mevleviliği esas çizgileriyle Sultan Veled kurar. Fakat teşrifatı, nezaketi, terbiyesi, sülukun ve ayinin erkanı tıpkı musikisi gibi daha sonraki zamanın, Osmanlı devrinin ve biraz da İstanbul’undur.” ifadesini aktardı. İstanbul’daki beş mevlevihanenin bir dini kurum olmasının yanında birer edebiyat fakültesi, güzel sanatlar fakültesi ve konservatuvar olduklarını belirten Talu “Yenikapı Mevlevihanesi’nin ayarında bugüne kadar bir şey kurulmadı.” dedi.



Tekkelerin 1925 yılında kapatılmasından sonra da ayinler bestelendiğini anımsatan Talu, “Benim şahsi görüşüm o ayinler meydan görmedi, mevlevihanenin semanesinde icra edilmedi. Bu bakımdan onlar sadece sanat değeri yüksek hepsi saygı duyduğumuz sevdiğimiz abilerimizin bestelemiş olduğu birer sanat eseri, tam ayin diyemiyorum. Benim için ayinin illa ki meydan görmesi lazım. Çünkü bir sema töreni meydancı dedenin postu alıp şeyh efendiye götürüp izin istemesiyle başlıyor. Semadan önce mutlaka abdest alınıyor, namaz kılınıyor, Mesnevi ve Kuran-ı Kerim okunuyor, yine Kuran-ı Kerim ile bitiyor ve en son meydancı dedenin akşam giderken o kandilleri tek tek sırlamasından sonra sema töreni sona ediyor.” ifadesini kullandı.

Konser salonunda sema töreni yapmanın aslında bir hata olduğunu belirten Talu, “Aslında yapmamamız lazım ama insan da yapmak istiyor. Çünkü o kadar güzel ki, böyle güzel bir müzik, böyle güzel bir ritüel yok, bambaşka bir şey. Onun için konser salonlarında da sema törenleri yapılıyor.” şeklinde konuştu.

Sadece paylaşmak için...Share on Facebook
Facebook
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin
Share on Tumblr
Tumblr
Email this to someone
email
Print this page
Print

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*